.comment-link {margin-left:.6em;}

söğüdün dalları

Ad: söğüt .
Konum: iStAnBuL, Turkey

uzaklardan gelmişim öyle diyorlar, bir gün dönebilsem diyorum...

Pazartesi, Mart 30, 2009

galiba alışıyor gözlerim bozbulanık sularda kendimi bulmaya, belki kader belki değil; önemini yitiriyor adı bir zaman sonra.
alışıyorum karanlıkta kendime doğmaya, kızarak öfkelenerek; zaman zaman düşerek hatta, alıştım galiba her düşüşten sonra kendimle doğrulmaya.
gücenik kaldı zayıf yanlarım, üzgünler evet hatta haklılar da… sanırım alıştım kendi dizimde ağlamaya.
Tekliğe yakıştı bedenim, ruhum takip etti safça. Ne bilsin sayı saymaları, arta kaldı çoklarda.
Gürültü kafamdaymış, ayrılmışım toplu meclislerden, alıştım tek kişilik diyaloglara.
Zamanı ben yaratmadım, ben doğmadım her dakika; senede bir alıştım zamanı ileri atmaya
Dili bozuk ten kuramcılarının lâm lekesi olmuş hayat, her defasında tazesini bulmakta zorlanmıyorlar. Belki zor belki hata ama alıştım ben kaçışlara.
Kuytu dediğin ruhta saklı masalların sarayları, konu komşu toplaşmalar eski zamanlarda… şimdi büyük davetler onur konuksuz, ben yakışmadım sindrellanın balkabağı olmaya. İki parmak büyük geldim sırça takunyalara.
Saatim yarımda durmuş, annem öz babam diri, dünya bir cami, evim mermerden avlu, alıştım kader kundaklamalarına...
Bilmem kaçıncı boyutundan kaçıncı boyutuna geçişler yasak bu bölgenin, 1 lira vereyim fikirlerim aydınlansın, alışmadım tıkanışlara
Omzuma yaslıyorum narin başımı, ellerimi yüreğimde gezdiriyorum, alışkanlıklara tebessümü bir borç biliyorum

yalnızlık senfonisi
kara gölge
zannımca
zafer tınısı

Perşembe, Mart 26, 2009

doğduğum günden beri ben pek konuşmazmışım
sebep aramak boşa, kadere geçmez nazım
bu yüzden kanım ağır, arabesk ve nevrotik
bundan sonra gülecek, başka şansın yok şansım:)

Perşembe, Mart 19, 2009

bildim

bildin mi yaşadığını sandığın günlerin
saksıya dökülen berrak su gibi
yitip gidip toprakta çamura doyduğunu

bildin mi sattığını sandığın acıların
her güne yeni zindan
seste dert olduğunu

bildin mi günden güne değişmeyen anlamın
zamana yenilmeyen maziler oluşunu

bildin mi güçsüz düşen yuvarlanan kim oldu

bildin mi misafirdin, ev sahibi lâl oldu

bildim duydum unuttum; zamanın celladı var
haberlerin kahini; kalplerin azabı var

yörük

yıkılır pâyi tahtım, saltanatım ürkekmiş
kim bilir satırlarım nasıl kinlenmiş
cesurdum yıllar boyu zihnimde cinler
iblismiş şerrin tâcı, kime imrenmiş

bu böyle bir dönüş, oluş ve yitiş
yaşlanmakmış, doğmakmış ve genç ölmekmiş
bilmem öncem neydi sonram nerdeymiş

koştuğumu sanmıştım adımlarım hep büyük
zira kalpler hazanmış gözlerim böyle çökük
bir çarkın son dişlisi ve ilki en ortası
biri bana anlattı hayatlar burda yörük...

Salı, Mart 03, 2009

kabuklu ceviz

adamın birine ceviz dökmüşler
çuvala doldurmuş sırtına almış
her gören acımış yardıma koşmuş
yükü azalmış yolu kısalmış
adamın birine ceviz dökmüşler
oturmuş ağlamış hepsini yutmuş
kimseler görmemiş ses çıkarmamış
yola koyulmadan yığılıp kalmış
ikisi de cevizleri taşımalıymış
dert bu; yükleri de tıpkı aynıymış
birisi anlatmış birisi yutmuş
adamın birinin derdi yok olmuş

adamın biri derde boğulmuş