.comment-link {margin-left:.6em;}

söğüdün dalları

Ad: söğüt .
Konum: iStAnBuL, Turkey

uzaklardan gelmişim öyle diyorlar, bir gün dönebilsem diyorum...

Cuma, Ocak 27, 2006

fırsat

yerim kadar büyüyorum, fırsat kadar koşuyorum, vakit kadar işliyorum. herkesler gitti. kalan kadar yaşıyorum, fazlasını içerliyorum. şekil içten bozuk dışta sabit kalıyor. fırsat kadar gülüyorum, bakan kadar görülüyorum, seven kadar seviliyorum, sevdikçe ferahlamıyorum, küçülüyorum.. çoğalmıyorum, azalıyorum. duam kadar varoluyorum, nefesim kadar yokoluyorum. vakti zamanında düşlediğim kadar ağrıyorum, fırsat kadar yenileniyorum. içim kadar yinelenemiyorum, dışım kadar ışıldıyorum. kendim kadar derinleşiyorum, kanımdaki zehir kadar besleniyorum, bakışlarım kadar düşleyebiliyorum gerçekleri, sessizliğim kadar konuşuyorum. görünen kadar görülüyorum, kelimelerim kadar anlaşılıyorum, fırsat kadar tanınıyorum. müzik kadar içtenleşiyorum, söz kadar özelleşiyorum. sır kadar yücelerde, toprak kadar ayakaltlarında kalıyorum. serzenişlere ne hacet, varlığımla yetiniyorum şimdilik. dinliyorum, dinlediğim kadar duyuyorum, seslenilen kadarını duyuyorum, seslenilirse duyuyorum, fırsat kadar dinleniliyorum. bu kadarım, fırsat kadar...

Perşembe, Ocak 26, 2006

düş



seviyor bâbında çekimliyorum tüm papatyaları düşümde. Her defasında seviyor çıkıyor da kimse şaşırmıyor. Bir akıllı çıkıyor, dünyanın tüm papatyalarını topluyor, eviriyor çeviriyor sayıyor bölüyor seviyor çıkıyor. gülüp geçiyor...
tüm ağaçları çekiyorum köklerinden, başaşağı edip sallıyorum. uzuyor uzuyor dalları, tüm ağaçlar söğüt oluyor. şaşırmıyor kimse, söğüt değilken de bakmamışlar ki ağaçlara. bir gölge aramamışlar, bir demli çayla demlenmemişler dost sesinde, dost sessizliğinde..
güneşe elimi uzatıyorum cesurca, hani yanacakmış, yakacakmış hiç düşünmüyorum. bi de avcuma sığmasın mı... avcumu kapatıyorum gece oluyor, açıyorum gündüz. çarçabuk oluveriyor da kimse demiyor acep nedir bundaki hız? daha önce dikkat etmemişler demek. hiç yüzlerini güneşe dönüp gözlerini sımsıkı kapamamışlar uzunca. Hiç günlerce güneş altında meyve kurutmamışlar. Hani hiç beklememişler ışığı falan yola koyulmak için. Hiç şafak görmemişler, sabahı sabahta yaşamamışlar gibi.
Diğer avcumu denize daldırıyorum, açık denize. Bir kerede çekiyor damarlarım tüm tuzlu suyunu dünyanın. Kuraklık başlıyor da bir kişi farketmiyor. Hani hiç susamıyorlar da. Hiç kana kana su içmemişler demek. Hiç serinlemek istememişler, hiç su sesinde sohbet etmemişler. Hiç mehtabı izlememişler demek.
Tüm kalemleri çalıyorum geceleyin. Sabaha tek bir tane bırakmayarak. Kimse farketmiyor kalemsizliği. Hiç yazmamışlar mı? hiç çizmemişler mi? hiç mi dokunmak istememişler…
Ben zafer kazanmış ruhumla geri dönüyorum, engin dağlarıma. Zamansız misafire anlatıyorum birbir. Dediklerim çıktı diyorum. O hep hüsn-ü zan ediyor. Papatyalar kimin elindeyse onun hissi kadar yapraklanır diyor. Saçma!!! Sen dene diyor bana, ben zaten hepsini seviyora çevirdim ya diyorum. Hangi güçle diyor???
dost ile söğüt gölgesini paylaşmayı beklersen, hangi vakit onun yerine de bir bardak çayı dibine dökeceksin ağaçların?
Eğer seni harekete geçiren senden gayrı bir ışık olsaydı, zamanının çoğunda sabit bir nokta olarak kalacaktın dünyada. Oysa kimse beklemez güneşin gelmesini.. geceleyin karanlıkta dahi kuşlar öter, sular akar, çiçekler büyür. Bir tek şafağa kadar uyuyan sensin, diyor.
Hiç susamaz mı insan? diyorum. Olana susanılır ancak diyor!
Ne yaşanmışsa ezelden beri hepsi yaşayanın yüreğine kazınır. Okumak için gözlerine bakarsın. O da yazmak için kanını kullanır, kalem değil... hem de damarlarına sızı sızı…

Çarşamba, Ocak 11, 2006

kırık


böyle gönlü kırık
bozbulanık bir gece
yutkunmaya çalışarak hem de
sayıklamadayım...
Rab yardım ederse ayaktayım ölene kadar
başka bir tadım yok buralara dair
boğazım düğümlü, yumruklarım sıkılı
kurumuş dudaklardan bir anda alınan yudum suyun tadı kaldı
ve tadı kaçtı ruha dair ne varsa
bihaber dünya kavgamdan
yüzü yere yakın olanın gönlü de yere yakın oluyor
ve bir o kadar yücelerde kalıyor duaları
yankısızsa da kayalar
bir o kadar umarsızsa da zalimin tokmağı üzerimde
inanıyorum, hesapların görüleceği gün gelecek

Pazartesi, Ocak 02, 2006

semer


kapılar kapanır kapılar açılır
yalnızca, hüznünü saramaz insan
kıskanç duvarlar canımı ezer
ebedi günlere saklı bavullar
eşşek olursan semer vururlar
asla hesap tutmaz uzunca yollar
ne gecesi belli ne seher ânı
ardım umut olmuş seneler beri
zaman akıp gidiyor, yüzümden belli
asırlar eskitmiş dünya yerini
canı tatlı ne varsa üstüme kaldı

zifiride ölmek mi seni korkutan
inan içim bunca huzura hasret
soğukta apacı rüzgarı tatsam
sükunet ehlidir bütün zulümler
ayıramazsın birini bir diğerinden
hepsi aynı rüya, aynı bitiştir
asla hesap tutmaz uzunca yollar
bana ait sanki bütün yalanlar
ayakaltı hikayesi bedende canım
herkesçe aynı tat aynı bakışlar
bu kadar müsait varlığım buna
heyecan ruhuma gelmeden gider
sebepsiz değil tüm yaşanmışlar
ve sebepsiz değil ol yakarışlar