toprak
"uzaklardan biryerlerden geliyorum, yorgunum,
otursam yamacına, yol uzunmuş, öyle dediler.
nedense gitmek gelmiyor içimden hemen.
sofranda bir parça ekmek bir demli çay paylaşırsan kalacağım" dedim
"eğer bir daha gitmeyeceksen kal" diyor.
nasıl söz verebilirim ki?
"uzaklar, beni bir daha buraya atarsa" dedim, elindeki çayı toprağa döktü.
"sen ziyansın ömrüme, demli çayıma" dedi.
güldüm, güldü, ağladım, ağladı.
ben "gitmek istemiyorum" dedim, kal demedi,
"kalmak istemem" dedim, git demedi,
ölsem dedim,
ölelim dedi...
bir parça ekmek tutuşturdu elime
"bir çukur kazacağım "dedi
"neden" dedim
"ikimiz için "dedi
"tamam" dedim
kalktı , bir derin çukur kazdı
toprak nemli, toprak kızıl
toprak sıcak
önce ben indim, sonra o
yanyana, öylece, sessiz
başımı omzuna dayadım
o diğer eli ile dışarıda kalan toprakları üzerimize indirmekte
"biz" dedim
" söyle" dedi
" ağlasak!" dedim
ağladı, ağladım, gözlerini yumdu, "hep seni bekledim" dedi
"peki neden hiç çağırmadın" dedim
sustu.
ne çok özlemişim toprağın kokusunu
ne çok özlemişim onu
sarıldı bana
sımsıkı hem de
"üzülme" dedi, artık birlikteyiz
toprak ıslattı beni, onu da
tenimde hissettim toprağı, içimde kokusu
gözlerimi kapadım
"ölsem" dedim
"ölelim" dedi..
gözlerimiz kapalı, bir uyku ağırlığı üzerimde, yanımda o, üzerimde toprak
ağladım, sustum, ağladım, sustum....uyumuşum

