.comment-link {margin-left:.6em;}

söğüdün dalları

Ad: söğüt .
Konum: iStAnBuL, Turkey

uzaklardan gelmişim öyle diyorlar, bir gün dönebilsem diyorum...

Cuma, Temmuz 03, 2009

buraya yalnızca hüzün yakıştı
estetikse aklındaki tamamdır bu iş
temizleyen zamana yetişilmemiş
kirlenen ruhları zaman silmezmiş

efelenenler üfelenenler

efelenenler üfelenenler
kendini kelebek zannedenler
zararlılar kararlılar
şahlanırlar zorlanırlar
gemi fırtınalarda
ilk önce burdan kaçanlar
efelenirler
üfelenirler
inançsızlar boşboğazlar
nefsihoşlar kayıtsızlar
gereksizler sebepsizler
akılsızlar yarışsızlar
zevkineler servetliler
şükransızlar hayırsızlar
efelenenler üfelenenler
kendini şans zannedenler

Perşembe, Haziran 25, 2009

şarkı

bu benim şarkım
duydun mu bilmem
sarmaş dolaş seninle
hiç kirlenmeyen
düşlerimi görüp sevdin mi bilmem

bilmem ayyaş ruhların kaçıncı leylasıyız
senelerce umarsız böyle yapayalnızız

kimse karşılıksız sevmiyormuş ki
1+1 iki ettiğinden beri
göç telaşı
suskun liman
fırtınalı gökyüzü
ağlanayn göz
ezilen söz üzüntüsü

Pazar, Haziran 21, 2009

ksvt

peki ya sonra diyor şeyhimiz
yolun sonunda ne var bilinsin

biliyorum bilinmedik bir dil daha var

yağmurdan mı kaçıyorsun
ıslanacaksın söğüt
köklerini saklama
yayılacaksın söğüt
bilinmezlik çağrısı
anlayacaksın söğüt

bir anlayan çıkar mı kasvetli hallerimden
sevdik de ne oldu temiz yüzlü bir kalpten
şimdi kirli senaryo akıp dökülsün diye
beklerim onca zaman elestte beklediysem

Cuma, Haziran 19, 2009

bildim duydum unuttum

ben hiçbir şey bilmiyormuşum. hala da hiçbir şey bilmiyorum. bildiğimi düşündüklerim bilmediklerimle yüzleşmemden başka nedir ki? öğrendim sandıklarım bilmemeklerin bir tekrarı değil mi?

bilmediğimi bilmek, bilmek sayılmaz mı?

bilmediğimi bilmek, bilmemek sayılmaz mı?

"ilim" sahibi yalnızca O'dur, bildim. bilmemekliğimle yüzleştim...

Perşembe, Haziran 11, 2009

şerefine kadehimi kaldırıyorum
tuz buz oluyor elden düşünce

şerefimden bir hayat peydahlıyorum
elin yari nem olur gözden düşünce

boyama kitabına güneş vurmaz mı?
yansımaz mı denizin mavisi göğe

boyama kitabına su damlamaz mı?
ıslatmaz mı bir deniz küçük balığı

resmedecek neyi kalır yalnız çocuğun
anneler boş kağıda neşe saçmaz mı?

birileri arka sırada çan çan konuşur
ön sıra pür dikkat dünyaya kilit
nereye kaçıyorsun dünya yuvarlak
biliyorsun ben durdum dilersen sen git

belki ufak ufak kalkmalı sofradan
tatlı vardır sonrasında ziyafetlerin
kaçırılacak bir lezzet kalmıyor
boğaza takılan küçük şeylerin
haddini aşan kederin lüksü kamıyor

yalnızca merak

adını soruyorlar
söyleyecek misin
anlatacak mısın sırlarını dosta düşmana
ne yani
sıfırdan geriye sayacak mısın
derine çok derinlere bakacak mısın
unutacak mısın
yaşayacak mısın
merak ediyorum
geceleri uyuyacak mısın

Çarşamba, Haziran 03, 2009

döksen bir bardağa sığarım

Pazar, Mayıs 17, 2009

İçimde koca bir deniz soğudu, bir boşluk bugünlerde dünyamı saran…
Elimde koca bir kalem yoruldu, anlamıyorum dilini beni çağıran!

Dün dinlediğim melodinin notası yokmuş, bunu niçin en son benim anlayan

Yoldan geçen dünyanın seyri bana takıldı, gözlerimi kapadım görmezden gelemedim.
Benimle konuşmayı en çok sensin özleyen, bunu biliyorum ki günlerdir susuyorum
Belki duydun bilemem, şarkı şöyle diyordu; susarak özlüyorum

16.5.9

Çünkü hiç kimse anlamazdı nazdan niyazdan
Burada kimse dinlemezdi şeyhin zikrini
Burada böyle umarsızdı yaşanan her şey
Burada böyle kimsesiz insan neslinden

Susayana bir damla su verilmezdi
Ağlayana bir mendil kirli bir bezden
Ne versen doyacakken açlar burada
Kimseye bir lokma rızık düşmezdi
Burası gamlı ülke; gönül bozgunu
Sularını sırlarına boğup dövdüren
Nice nice bir dosta hasret öldüren…

Yine de kimse ümit etmezdi
Kapıları sonsuza dek kapanmış oda
İlk nefesle dizilmeye başlayan çeyiz
Hem sevmez gösterişi, yürek çelimsiz
Koskoca sandıkta bir bohça kalır
İçinde bir dua bir de zaman var
O müridin çeyzini melekler dizmiş
Elestte sözleneni güvey görmezmiş
15.5.9


Kundakladım yeni doğan
Her şey beyaz, saf ve titrek
Uyku modu, mazi modu, hepsi hikaye
Kundakladın yeni doğan
Asılsız ihbara arka çıkarak… 11.5.9

Perşembe, Nisan 30, 2009

hiç öğrenmediğim yeni bir duyguyu öğret bana
ki
öğrenmiş olmaktan hiç bıkmayayım

Pazar, Nisan 26, 2009

envai

herkes aynı anda kolunu tutsun
dirsekten yukarı omuzdan aşağı
herkes aynı yerine mi dokundu hayatının
herkes aynılıkta ne kadar herkes?
herkes aynı yerine mi dokundu hayatın
hayat herkesin aynı yerine mi dokundu

Çarşamba, Nisan 08, 2009

ablam'a

17.11.08

teslim oldum
öğrendim tümden sana varmayı
düşünmeden inanmayı öğrendim
yanarken çadırları afetlerimin
ben ufukta dumanlarımın seyrine daldım
sel alan toprağımı yağmurla yıkadın
ben hüznüme birkaç avuç sabır buladım
teslim oldum zamana
ellerim başımın değil yaramın tam üstünde
burada vur kalbimden, burada bitir beni
kuytusunda gecenin, geçmişte yitir beni
ya yok say kaderimi, sıfırla geçmişimi
ya zamana hüküm ver, uykuda büyüt beni

mektup

aralık 08
kalbimde posta kutusu
sen ağlarken ıslatmışsın
nemli mektuplar sızılı
uyurken zarfları açtım
hayatımın hatırası

ne zaman

26.02.09
bugün buralarda havalar puslu
kalabalıklar fazla, benliğim uslu
nefesler çadırlar dumanlar gördüm
bugün buralarda havalar puslu
yağmurlarr sessiz ince ve tuzlu
bir yol hikayesi yazdığım sana
taşı bol toprağı yok kestim umudu
bana bugün adım soruldu
önce şaşırdım sonra düşündüm
sen dedim ben dedim adımı yazdım
bir yol hikayesi nerede başlar
ben için sen için biz için yazdım
yok olan ben değil sen değil biz değil sandım
bir aşk hikayesi ne zaman ağlar
ilk misin son musun sulara yazdım

Pazartesi, Mart 30, 2009

galiba alışıyor gözlerim bozbulanık sularda kendimi bulmaya, belki kader belki değil; önemini yitiriyor adı bir zaman sonra.
alışıyorum karanlıkta kendime doğmaya, kızarak öfkelenerek; zaman zaman düşerek hatta, alıştım galiba her düşüşten sonra kendimle doğrulmaya.
gücenik kaldı zayıf yanlarım, üzgünler evet hatta haklılar da… sanırım alıştım kendi dizimde ağlamaya.
Tekliğe yakıştı bedenim, ruhum takip etti safça. Ne bilsin sayı saymaları, arta kaldı çoklarda.
Gürültü kafamdaymış, ayrılmışım toplu meclislerden, alıştım tek kişilik diyaloglara.
Zamanı ben yaratmadım, ben doğmadım her dakika; senede bir alıştım zamanı ileri atmaya
Dili bozuk ten kuramcılarının lâm lekesi olmuş hayat, her defasında tazesini bulmakta zorlanmıyorlar. Belki zor belki hata ama alıştım ben kaçışlara.
Kuytu dediğin ruhta saklı masalların sarayları, konu komşu toplaşmalar eski zamanlarda… şimdi büyük davetler onur konuksuz, ben yakışmadım sindrellanın balkabağı olmaya. İki parmak büyük geldim sırça takunyalara.
Saatim yarımda durmuş, annem öz babam diri, dünya bir cami, evim mermerden avlu, alıştım kader kundaklamalarına...
Bilmem kaçıncı boyutundan kaçıncı boyutuna geçişler yasak bu bölgenin, 1 lira vereyim fikirlerim aydınlansın, alışmadım tıkanışlara
Omzuma yaslıyorum narin başımı, ellerimi yüreğimde gezdiriyorum, alışkanlıklara tebessümü bir borç biliyorum

yalnızlık senfonisi
kara gölge
zannımca
zafer tınısı

Perşembe, Mart 26, 2009

doğduğum günden beri ben pek konuşmazmışım
sebep aramak boşa, kadere geçmez nazım
bu yüzden kanım ağır, arabesk ve nevrotik
bundan sonra gülecek, başka şansın yok şansım:)

Perşembe, Mart 19, 2009

bildim

bildin mi yaşadığını sandığın günlerin
saksıya dökülen berrak su gibi
yitip gidip toprakta çamura doyduğunu

bildin mi sattığını sandığın acıların
her güne yeni zindan
seste dert olduğunu

bildin mi günden güne değişmeyen anlamın
zamana yenilmeyen maziler oluşunu

bildin mi güçsüz düşen yuvarlanan kim oldu

bildin mi misafirdin, ev sahibi lâl oldu

bildim duydum unuttum; zamanın celladı var
haberlerin kahini; kalplerin azabı var

yörük

yıkılır pâyi tahtım, saltanatım ürkekmiş
kim bilir satırlarım nasıl kinlenmiş
cesurdum yıllar boyu zihnimde cinler
iblismiş şerrin tâcı, kime imrenmiş

bu böyle bir dönüş, oluş ve yitiş
yaşlanmakmış, doğmakmış ve genç ölmekmiş
bilmem öncem neydi sonram nerdeymiş

koştuğumu sanmıştım adımlarım hep büyük
zira kalpler hazanmış gözlerim böyle çökük
bir çarkın son dişlisi ve ilki en ortası
biri bana anlattı hayatlar burda yörük...

Salı, Mart 03, 2009

kabuklu ceviz

adamın birine ceviz dökmüşler
çuvala doldurmuş sırtına almış
her gören acımış yardıma koşmuş
yükü azalmış yolu kısalmış
adamın birine ceviz dökmüşler
oturmuş ağlamış hepsini yutmuş
kimseler görmemiş ses çıkarmamış
yola koyulmadan yığılıp kalmış
ikisi de cevizleri taşımalıymış
dert bu; yükleri de tıpkı aynıymış
birisi anlatmış birisi yutmuş
adamın birinin derdi yok olmuş

adamın biri derde boğulmuş

Cumartesi, Şubat 28, 2009

hayko / bertaraf et

video

hayko / ölüyorum

Unutulur mu gökyüzü
Yitirir miyim bu gülyüzü
Birer birer neyim kalır geriye baksam da

Solar mıyım gündüz gece
Güneşim yoksa bu son hece
Birer birer neyim kalır geriye baksam da

Zehirlendi dudaklarım
Çocukken nasıl ağlardım
Birer birer neyim kalır geriye baksam da

Ne kaldı bak ellerimde
Biliyorum gülüyorsun
Her adımım daha derine
Ölüyorum...

Törpülenmiş tırnaklarım
Güçsüzdüm ben de avlandım
Birer birer neyim kalır geriye baksam da

Her şeyim olmuş bilmece
Çözdükçe gördüm işkence
Birer birer neyim kalır geriye baksam da

Bir başıma kaldım şimdi
Nerde hata yaptım bilmem ki
Birer birer neyim kalır geriye baksam da

Ne kaldı bak ellerimde
Biliyorum gülüyorsun
Her adımım daha derine
Ölüyorum...

Cuma, Şubat 27, 2009

tv


siyah beyaz televizyona
iki yeni renk eklenmiş
say ki bugün böyle dünya
gölü kırmızı akıtıp karı eflatun yağdırmak
dağı maviye boyayıp ağaca mor kuş kondurmak
suya çamur bulaştırıp gökyüzüne perde asmak
ben aklıma eklemedim
ne renk ne ses ne anteni
burda her şey böyle güzel
siyah beyaz hışırtılı
rengarenkler hep kaygılı

gördüm

hiç gelmeyen postacıya
yazılmamış mektup sormak
sahi böyle mi gözlerin
50 adım 50 yıldır
sahi böyleymiş gözlerim
toprağa, yağmura, denizlere sor
teninin kafesine nefes aldırsın
tüm bu nimet, geride kalan
ölen gözlerinden bu acı kalsın

Cuma, Şubat 20, 2009

tanrı

tanrı şahittir günlere
ve anlara gecelere
tanrı bizlere şahittir
sonralara öncelere
kelimelerime şahit
ve küllenmiş duygulara
yaşayanlarıma şahit
ve tabi ölmüşlerime
şimdi tanrı duyuyordur
gömdüklerimi unuttur
yaşayanlarımı gömme

Salı, Şubat 10, 2009

kim miş

kalplere ezanı okuyan kim miş
ismini kanıma bulayanlar kim
kim miş sevgisiyle kalp mühürleyen
yanılgılarımı doğurtanlar kim


kalbe konan ad'a dokunulmazmış
inanırdım bugüne dek uydurmalara
geçmişin hatırası satın alınmış
aklımı başıma bahşedenler kim

Pazar, Ocak 25, 2009

bana konuş diyorsun ya
bilmiyorsun yangınları
kasıp kavuran o hali
enkazımı bilmiyorsun
harflerimi unuttum dün
bugün eksik yazdıklarım
öğrenmeyi bekliyorum
üç yıl üç ay üç gün önce
nerde kimle nasıl niye
kime sattım satırları
niye böyle sessiz dünya
neçok kimse konuşmuyor
ne çokmuş harf hırsızları
insan konuşmadan da büyüyor
adı uslanmak oluyor
kalbinde suçlar sızısı
biryanı boş kefelerle
ölümüne tartıyorlar
adsız yaşanmışlarımı
bana konuş diyorsun ya
bilmiyorsun yangınları
kasıp kavuran o hali
enkazımı bilmiyorsun

Pazar, Kasım 23, 2008

birisi bana masal anlatsın
gerçek olmayacak bir masal
uyuyana kadar oyalasın birisi
bana her şeyi anlatsın
birisi bana seni anlatsın
bir Adörde sığar mısın?

dilerim biter bu yolculuk
hiç fotoğrafsız
dilerim üzerine isimlerin kazındığı ağaçlar yakılır
dilerim sularına gözyaşı karışan denizler kurur
dilerim güneş doğmaz birdaha
dilerim gece hep gece kalır
dilerim herkes uyur
dilerim kalbim unutur
bu ölüm işkenceli
biri boğazımı kesmeli

tvf

lisanını bilmediğim bir toprak parçasına
geceden bırakılmış gariplikle
kendimi tavaf ediyorum
her dönüşte sana selam veriyorum
dokunulmayacak kadar yok,
unutulmayacak kadar varsın
adsız hükümranlığı sana yıkıyorum
altında ben kalıyorum
işte rüya burada bitiyor
ben uyanıyorum
kalakalıyorum
ben yeniden çizmeliym diyorum yüzümü
saçlarımı yeniden taramalıyım diyorum
ben diyorum ki bir şans daha tanınmalı
biri olanları bana anlatmalı
biri bana olanları anlatmalı

klm

bana konuşmayı öğret
alfabenden düşsün harfler
yine üşüşsün kederler

ytm

yüreğimden peydahladım
saltanatım gayrı meşru
kim yarattı kim emzirdi
kaderime kim yazdırdı
beni kim yetim bıraktı

Pazartesi, Eylül 15, 2008

lugata yakıştırılamayanlar

babasız çocuğa isim vermez anneler

Perşembe, Mayıs 29, 2008

yalan

"hep" lere inanmam "hiç" lere inanmadığım gibi
ya hep ya hiç dediğin günden beri

Salı, Mayıs 20, 2008

zarar ziyan

benim öyküm seninle bitiyor
ne zaman yazmaya kalksam satır başını
ismin cümlelere nokta koyuyor

benim dünyam seninle duruyor
ne zaman gözlerimi sabaha açsam
hayalin perdeleri hep kapatıyor

benim nefesim seninle kesiliyor
ne zaman baharda papatya açsam
vicdanın kırlara zulüm salıyor
varlığın öyküme haram soluyor

Cuma, Nisan 25, 2008

Minik kuş


Küçük kuşlar hep ağlar,
ayakları çamura bulaşmıştır geceleri
Kendi sesine karışan nice çığlıklar
onun yegane dostları olur
Yanlış olanı doğrudan ayırt edemeyecek kadar çaresiz bir yalnızlık
ayaklarını daha da dibe batırır
Kendi hıçkırıklarından çok çığlıklar duyulmaya başladığında
anlar kaybolduğunu
Yalnız ölseymişim der
Sonra ölür ve
yeniden dirilmeye fırsat kalmadan uykuya dalar
Hiç doğmasaydım der
Ve hikayesiz yok olur

Başladığı yerde bitmeli hikayeler
Başladığı yere bitmeli hikayeler
Yenilenme isteği birikenleri dökmeli
İnsan geriye dönebilmeli

Pazar, Mart 30, 2008

bir bak

Kudurmuş denizlerin arkasındaki hikayeye bir bak
Her biri atlara meydan okumuş yüzyıllar boyu
Her biri bin at yutabileceğini düşünmüş

Herkes bir konuşsa ortalarda
Bir anlatılsa çamurlu hikayeler
Ne çok rahatlar yıkanmamış yağmurlar
Ayak izleri silinse tarihin düşmanlarının
Kaşları gözleri elleri silinse
Herkesin hikayesine bir bak
Kimininkisine masal kimininkisine de efsaneler sıkışmış
Piyasaya sürülememiş kimininkisi
Zaman uzun demiş ölenler ve ölmüşler

Arşa bir delik açarsa zihinlerin mesihi
Gaybı da mevcudu da meraklananlar oradan izlesinler

Çarşamba, Ocak 30, 2008

mesela

hayat sana bakışını değiştirmiyorsa sen hayata bakışını değiştir

Pazartesi, Ocak 28, 2008

soru

zararın neresinden dönmek kârdır
neye kârdır

Pazar, Ocak 27, 2008

zor

devrim önce nedamete sonra cesarete muhtaç
selametin adı kullardan ırak

bir ki üç tıp

dünyadan göçüp gidip ahrette buluşalım
ne kadar kahır varsa son kez vedalaşalım
zamanın değer katıp kaybettirdikleri var
hesabı candan değil cananlardan soralım

Pazar, Ocak 06, 2008

masal

cevabı bulunan her soru, sır olamadan yitip gidiyor
tatmin edilen her duygu, karşılık bulan her bakış, yenilen her lokma bitiyor.

yoka bağışlanıyor kıymetler
yoka hibe ediyor boşluk sevdalıları en aziz heykellerini
masalı, yaşarkenki kadar gerçek yazmayı diliyor kahramanlar
oysa satırlardan dökülüveriyor kelimeler
bir noktası dahi kalmıyor yeni güne
yenilmiş yutulmuş oluyor söz dizileri kelime oyunları zevk sarhoşlukları
yine doyulmadan kalkılıyor
tıkanmışçasına
kusacakmışçasına

Salı, Kasım 27, 2007

Rahman ve Rahim

her adımıma bin harf yazdım unutmayayım diye
her omzuma binlerce melek yükledim
kacmadan kovulmadan gidip geri dönebileyim diye
kendimce destanlar yazdım yazdırdım ruhuma
herbiri bir gerekçe sayılabilsin diye

dönüşü sağanak nedamet

Pazartesi, Kasım 26, 2007

özlemeyi unutmak
unutmayı özlemek

Pazar, Ekim 28, 2007

öylesine

ömrün neresinde çalışmaya başladığını henüz keşfedemediğim sayaçlar var. bazen rakamların çıldırmışcasına ilerlediğini düşünüyorum. zaman mefhumunu insan kendisi mi yaratıyor?
iradesiz bir nutfeydi insanı oluşturan, ve iradeler üstü bir iradeydi nutfeyi asil kılan. bazen şekillenerek büyüyor insan, aynı oranda hayat da büyüyor mu?
ve bazen farkında olmadan yaşlanıyor, aynı oranda hayat da güçsüzleşiyor mu?
yaşlanan toprak değil üstündeki yer tabanı,
yok olan neslim degil bendeki yol heyecanı,
eskiler eski değil yeniler yeni değil
herkese gül verilmiyor bu bahçede, kimilerinin hayatı topraği eşelemekle geçiyor
elbette yerine oturmuyor kelimeler, çünkü vakit saatle uyum sağlamıyor
hayaller adressiz kaldığı icin gerçekleşmiyor

mesele

bazılarının hakkı yalnızca bedel olur

Cumartesi, Ekim 27, 2007

çalıntı

tatlarım çalınıyor ısrarla, bulup buluşturuyorum
bir yerlere saklıyorum bir kısım
sır oluyorlar
şeklime cetvel vuruyorum evet zaman zaman
hayal oluyor bedenim
içimden geçip kayboluyorlar

Pazar, Ekim 14, 2007

peh

büyük sözlerin altında ezilemeyecek kadar kücük olması muhatabın

Cumartesi, Ekim 13, 2007

koşu

oturup ağlamaya dahi fırsat tanımıyor hayat

ah

kirli aynalara denk geliyor temiz alınlar

Salı, Eylül 11, 2007

birzaman

kırılmasın diye kelimelerimiz
beraber nefeslerimizi tutardık...


avuçlarının arasında sıkıp boğduğun,
kelimelerimin asil bedenleridir
ve
çamurlu ayaklarınla basıp geçtiğin
cismimin dokunulmaz topraklarıdır

şefkatten mahrum duran tüm sevmeler
kuyu ağzında ipi kopuveren su kovalarına benzer

düşer çarpar dağıtır dağılır

Cumartesi, Eylül 08, 2007

.......


Pazar, Ağustos 12, 2007

ihanet

anlaşılmamasına çabalanarak yazılan sözler neye ihanetin kurbanı olurlar?

Cumartesi, Temmuz 28, 2007

pazarlik

her ruh kendisini pazarlar
bazısı ucuza bazısı pahalıya
bazıları bedavaya

her ruhun bedeli var
kimin hangi piyasaya sürüldüğü belirsiz
kimliksiz talipleri var yaşamın
her an her şey satılık
ödenmemişleri var insanların
ödenecekleri de
asla ödenemezleri de

tezgah altına saklanmaz tek celse yarışlari
ilk saatlerinde sürülmuş olmayi dileyenler var

saklı kalmayı dileyenlerle
sığamayanlar dünyası
yasamı aldatanlarla
aldatılanlar dünyasi

gezegenimize hoşgeldiniz!

Perşembe, Temmuz 12, 2007

lnt

belki bu sefer lanet üflenmiştir kulağıma

Pazar, Temmuz 08, 2007

bazen

bazen açtığımız yeni ileti sayfalarını bile doldurmadan kapatmıyor muyuz?

temsil misal

hep köşeleri görürse gözler
uçurumlarda dolanırsa ayaklar
.
.

bence

hayal ile gerçeğin buluşmasıdır mucize

iyi niyet kafi değildir

zira

sözler ok olur
hayata saplanır

drst

ben kadar dürüst olmalı her şey

Çarşamba, Haziran 06, 2007

netice

kaybetmek ya da kazanmak diye bir şey yok hayatta, hayat hayattır işte. kimisi yazarak kimisi konuşarak kimisi yaşayarak ölür, ölmek ölmektir neticede fakat ölmek ecel değildir. şimdiler şimdilerde kalır uzağa taş atamaz eller ama suyun üstü hep dalgalıdır, dalga hayattır dalga ölüm dür neticede.. nefesler alınır ve verilir çünki emir baş üstünedir ve kuralsızlık dinsizlik gibidir. kimse anlamasın diye kelimeler karıştırılarak yazılır neticede yazan okuyandan daha hayırlı değildir.başlangıcı olanın sonu da varsayılır, kimse ulaşamadığı için sonsuzluğa netice hep muallakta kalır. koşucular hayata adım bırakır. hiçbir zaman hiçbir şeyin zamanı değildir. kendi önsözünde yitti mi insan asla hikaye sahibi olamaz. dili dini farkeder kelimelerin konuştukça ve en çok da yaşadıkça. konuşan da konuşmayan da ölüyor.

Cuma, Haziran 01, 2007

bir söz okudum

tanrım, deymeyende oyalama beni..

Perşembe, Mayıs 17, 2007

hiçbir şey

bilge bilgisini
arı balını
ırmak suyunu
yabancılıyor
okyanusa kusmak
yasak
herkes kendi yediğiyle
boğulacakmış
silgiler
kalemlerin arkasına konulmuş
kalmasın diye düşünceler
söyler misin ne değişti
herhangibir tarihten beri
anlamlı bir şey söyle ki
anlama inanayım
de ki; ne değişecek?
hiçbir şey derim...
hiçbir şey değişmedi

sa

kumdan kaleler yapsam ve biri gelip bozsa
ardından af dileyip kumlarımı saysa
dalgalarla boğuşsa denize kafa tutsa
sonra kaleden geçip yerine dünya koysa
usulca boğazlasa rüzgarı uğultuda
bana yeni dünyanın vaatlerini saysa

diyorum

kesmekle olmaz budamakla olmaz
suyunu kesmek lazım tüm yabani otların

Çarşamba, Mayıs 02, 2007

olan olmuştur

birilerine laf anlatmaktan vazgeçti ise
açıklamalara lüzum görmüyorsa
kulakları çoğu kalabalığa kapalıysa
o kişi ne olmuştur?

Pazar, Nisan 29, 2007

insanım insansın insan

zamana bağlanan zamana kalır
yalnızca zamanda varolan, aslını zamanda bitirir.
sığamayan taşar

Salı, Nisan 24, 2007

misal

dış etkenlere karşı "asıl"ını korumak.
kendini varlığını, bütününü korumak.

misal
hayvanları boğazladıktan sonra postunu ayırma aşamasını bir anımsayın.
hangi usta kasap o postu ayırırken bi zerre dahi hayvanın iç derisinden, etinden koparmaz?
hangi beceri, geniş alanlarda kolaylıkla yaparken bu işi, dar alanlarda da aynı beceriyi gösterebilir?

bizi koruyan şey bir zaman sonra bizim "asıl"ımıza dönüşmüştür. öyle hassas noktalar vardır ki hayatta, bir koruma kalkanı olmadan onu yaşamak mümkün değildir. süreçler bazen tüm gereklilikleri durumun aslı kılar.


hayvanların ayaklarını, kafasını, kuyruğunu düşünün. postundan ayırmak ne de zordur. ya o uzvu parçalamış olursunuz ya da o öylece postuyla kalmalıdır.

bazen hiçbir koruma olmaksızın yaşamak isteriz. üzerimizden atmaya çalıştığımız postlar vardır, varlığı bizce mutlak ve zaruri olmadığı için olması ile olmamasının bir fark yaratmayacağına inandığımız postlar. adına takva deyin, adına edep deyin, adına haya deyin... ya da sizce kural sayılan ne varsa.

özgürleştiğimizi düşündüğümüz hangi an vardır ki bize sadece hürriyet sunmakla yetinsin? hangi ayrışım bizim "asıl"ımızdan bir şey kaybettirmez? doğruların ve yanlışların yanında bir de hiçbir şeye benzetemediğimiz seçenekler vardır. bu hiçbir şeye benzetemediğimiz seçeneklere ancak postumuzdan sıyrılarak gidebileceksek; bir adım sonrasında "asıl"ımızdan parçalar yitecektir. bu sizin inancınız, geleneğiniz, kurallarınız, kendinizce prensipleriniz olabilir.

sizi koruyan her ne varsa hayatta; bazen külfet bazen saçmalık olarak gelebilir.

hayatı yaşamak istiyorsanız; nefes alıyor ve canlılık belirtisi gösteriyor olmanız yeterlidir.
ama hayatı bir anlam ile yaşamak istiyorsanız sizi koruyan her ne varsa onlara sımsıkı bağlı kalmalısınız.

Pazar, Nisan 22, 2007

taş

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/cizgim_liste.asp

açılınca "yeni" yi tıklayın. sözleri çok güzel ...

Salı, Nisan 10, 2007

ptts

hiçbir şeye benzemeyen patatesler vardır
"hiçbir şey" kriterimizin patateslerle sınırlandığı zamanlardan söz ediyorum...

deep not

yaşamla alakalı iyi bir şeyler söylemek daha zordur ölümle yaşamaktan
bu yüzden taziyeler kolay ve kısa sürelidir
bu yüzden inna lillah ve inna ileyhi....ler hep ezberdedir

çocuk eli yüzü çamurlandığında dövülür!!
çünki ona sevgiyle yaklaşmak daha zordur
emek vermek zordur

hata yapanlara söyleyecek her zaman iyi bir sözümüz vardır
çünki yanında olmak daha zordur birilerinin

sormak zordur gürültünün sebebini
cesaret ister
rahatsızlık vericidir
risk ister

sevmek zordur
yaşamak daha zor
severek yaşamak en zor

biriyim

'bir varmış bir yokmuş'ların ikinci biriyim

Perşembe, Nisan 05, 2007

tövbe

ben sana bişey deyim mi söğüt
kendi başını yiyeceksin

çrkf

hakikate giderken
çirkeflere bulanmak
biliyor musun
bu gerçek bir hikaye

Cuma, Mart 30, 2007

slg

kalemle yazılmayan silgiyle silinemiyor

Salı, Mart 27, 2007

bğlm

söğüt bağlama çalıyor...

Aliekber Çiçek'in "gine gam yükünün kervanı geldi" si ise son gözdesi
...

syszgnl

soysuz gönül soyunu köpeklere yedirmiş
özgürlüğün tadıyla nefis atı kişnermiş..

har

sanmaki et çürümez
ruhtan öte "var" mı var?
şimdilerde saray boş
fikirlerse har da har..

Cumartesi, Mart 24, 2007

zn

"zinaya yaklaşmayınız"
.
.
herkes kendi zinasının ayak seslerini tanır

Cumartesi, Mart 17, 2007

çrkn

kendimin günahkarı ben değilim
kimse değil
bizzat ta kendim

Cuma, Mart 16, 2007

çamur

bazen aynı yolda ayakları çamurlananlar yolun sonunda beraberce çeşme başında temizleneceklerini sanarlar. su başında niye herkesin kiri bir başka hal alır?


hayatın kiri, tek
çeşme başı hikayeleri, binbir renk...

Pazartesi, Mart 12, 2007

bence

hiçbir şeyi haketmeyen
her şeye müstehak oluyor

Cuma, Mart 09, 2007

reca

eğer bir tanımım olmasaydı kendime sözlükte yeni bir yer edinebilirdim
öyleyse enazından bana sayfa numaramı söyler misin??

Salı, Şubat 20, 2007

vardır

hikaye adımsız başlar ve devam eder
bazen en acımasız yerinde uyanır insan
herzaman söylenecek daha iyi bir cümle vardır

Cumartesi, Şubat 10, 2007

mim

gölge diyor ki 5 cümle ile kendini tanımla ve birilerini mimle

bir-
iki-
üç-
dört-
beş-

biri benim için bu boşlukları doldurabilir mi?

ve top
seboben de, beş cümleye yaz kendini

Perşembe, Şubat 08, 2007

son


bazı hatalar vardır
ders aldığına sevinemezsin


yere değdirirse canan yüzünü
aklanmaya bir ömür an bulamazsın


can yakan her derdin bir faili var
her kişi aklanmaya vesile arar
er kişi her dem doğruya kayar

Cumartesi, Ocak 27, 2007

keşf

kutbunu arayan yıldız illâ kendiyle parlar.

Çarşamba, Ocak 24, 2007

akıllı söğüt

gördümki akıllı insanlar var,
mesela hala ruhunu yükseltebilen
akıl aldım

Pazar, Ocak 21, 2007

diriliş adına

hikaye biryerde başlar
hikaye toprakta biter
bugün hikayesi olmayan her kim varsa hürriyetin acısını çekiyor

her şeyin bir bedeli var
özgürlüğün de

...
sükunet başlayalı 40 gün 40 gece oldu

gemiler yakılalıysa uzun zaman...

Cuma, Ocak 19, 2007

ihtiyaç


Perşembe, Ocak 18, 2007

var

herkesin bir saklambacı var
herkesin bir kolayı
bir kuyusu herkesin
bir köşesi kuytusu
herkesin bir yalanı var
gözardısı sızısı
kalbine hapsoluşu
bir canı bir hayatı bir hatası var

her

her yeni sayfaya başlarken,
"her"in herdem yeni oluşu
"yeni" nin her seferinde umut oluşu
güzel
bak bugün güzel olan ne varsa zaten güzeldi...

nfs

beni korkularımla yarattığın için dizinin dibinden bir yere gidemem. tatsızı verip tadını özlettiriyorsun.

aklım çoğu kez bana eziyet
kendimi sıkıştıran ne varsa nefsimden sebep!!!

ykrş


bir yerden, ama çok temiz biryerden başlamak istedim dün yine hayata. hayata dediğim şey bildğin hayat, ya da değil.bahsettiğim şey herkesin içinde huzurla keşkelediği anlar.
bir şeylere iyi bir şeylere inanmak zorundayım.

koparak yuvarlanırsam dağılıp kaybolurum.

biryerlere temiz biryerlere demir atmalıyım.bu kadar becerikli değilim. her şeyin üstesinden gelmek bir yana dursun, kendimin bile üstesinden gelecek kadar becerikli değilim. ben bu kadar güçlü değilim. ne bileyim daha aciz daha küçük daha çelimsiz bir şeyim.

zaman her şeyin ilacıdır, inanıyorum. çok inatlaştığımdan ve çok zorlaştırdığımdan. ama suç değil, akışım bu. lugat değiştirmek istiyorum,kendim mazide kalsın ruhum değişsin. ben kalayım hayat değişsin. her şeyi gözden çıkardım.

böylesi bir böylelik , ansiklopediler dolusu anlam kazansa kaç yazar. bir şey ruhuma darbe yapsa , iktidarın ve muhalefetin karmaşası son bulsa. ortalıklara çıkma yasağım süresiz olsa, içimden sonsuza dek götürülmesi gereken ne varsa aransa taransa yok olsa.

aptalca savunuşlar, kayboluşlar, yeniden varoluşlar, eni sonu ölüme çıkan karmaşık yollar. sebepli sebepsiz tıkanışlar.

hayır Büyük Bir Ses var! muhakkak var kulaklarımı tıkadığım, benden büyük biri var, bana sahip biri var.
var var da ben nerelere gitmişim böyle onu anlamadım. bak söğüt, artık susman gerekiyor. hem de öyle bir susuş ki; kalbinden bir his çıkmayacak, kafandan bir fikir, kendinden bir günah, ruhundan bir kasvet. öyle bir susuş ki bu sessizlikte de sesi duymazsan nerdesin Sahibim! diye haykıracaksın.

bugün olmazsa yarın değil, hemen bugün. dakikalarımın hesabını yapacağım maratonu tahayyül ediyorum. Şimdilerime kızacaksam, şimdilerimi gazabımdan koru, ki ziyanım azalsın.


kendimden bir şey çıkmaz benim.
boşluklarımı doldurma, beni yeniden yarat!!!

Çarşamba, Ocak 17, 2007

her şeyi olduğunun
hiçbir şeyi olmak

Pazartesi, Ocak 15, 2007

böyle

önce seven, ençok sever
gidicem diyen er geç gider

Cuma, Ocak 12, 2007

///

evvel zaman içinde
zamanın evveline sığamayanlar vardı

ewet

başları kuma gömülü olanları
kumlarından tanırım

:)

birilerinin tek hikayesi olmak
ya da birilerinin hikayesinin tek kahramanı olmak
ya da böyle bir şeyler işte

Salı, Ocak 09, 2007

pay

dört bir yanını kollayarak büyüyemezsin ki söğüt
muhakkak yakalanacaksın hayata
boşluklarını dolduramazsın ki böyle geveleyerek
muhakkak eksik kalacaksın
bi de sonuçta kaderi sen yazmadın ki söğüt
muhakkak teslim olacaksın
biryerde bırakmalı insan kendisini
hayatın kollarına

diye düşünüyorum
ne kadar doğru karar verilebilir ki

hata payımı bilmek istiyorum!

Cuma, Ocak 05, 2007

gök


Perşembe, Ocak 04, 2007

ama tutmadı

yalnızca bir kez hesaplar tutmuş olsaydı...

bu iyi

ben bitti sanmıştım kelimeleri
her şey son bulmuş sandım

bitmemiş

Cuma, Aralık 15, 2006

düşünsene

her şey çok dokunaklı da
kimse çok dokunulası değil

Çarşamba, Aralık 13, 2006

dipnot

alıp da giyersem küçük gelir diye
çantada katlı duruyor gömleklerim
ha bugün ha yarın
yağmur var diye

sebepleri mübah olsa da intizarın
.
kahramansan bulanık
ölüysen toprak

Perşembe, Aralık 07, 2006

masal

yokluğun masalı çocukları değil anneleri uyutur
ve
"bugün var yarın yok"ları anlatmalıyız artık çocuklara

Salı, Aralık 05, 2006

uçuş

tanrım,
kanatlanmaya kalktıkça düşüşümden şikayet etmeyeceğim artık sana. ama tek bir kelime ver bana, öyle bir kelime ki onunla bütün manaları konuşmak mümkün olsun. çok şey istiyorum biliyorum. zan sahipleri bir harfin bir cümlenin peşinde zannediyor beni.ama sen biliyorsun..

n.bekiroğlu

Pazartesi, Aralık 04, 2006

bilir misin



efendi,
kanatsız uçulmuyor

:)


Seni bize götüriyim mi?
Bizim kızımız ol...

Cuma, Kasım 24, 2006

öfke

mahvedicem birilerini
biryerlerde
birçok sebeple
şakası yok

....
şimdi bu bana has bişey değil aslında
hayatta herkes herhangi bir dönemde herhangi birilerini mahvetmek isteyebilir ve haklıdır da.


şey bi de şiddetle "sınav" filmini tavsiye ediyorum

Pazar, Kasım 19, 2006

başlık bulamadım

hayır eğlenmiyorum bu hiç görmediğim yazgıların üzerinde yürürken. bugün burada yeniden doğacağıma söz veremiyorum. ikindinin en sevdiğim rengi gözümü, serinliği tenimi kundaklıyor. güzel olan şeyler güzel.
bugün burada yeni şeyler söyleyeceğime söz veremiyorum. hiçkimse görünmüyor burada, hayır sıkılmıyorum. hayal etmiyorum en dişelenme, "varsa var yoksa yok" iyiyim. her şeyin bir sebebi var biliyorum, gerekçesi olmaya da biliyor.
bir devrin son hadimiyim ve bir devrimin sandık hatırası. kendimin izbe yavrusu, kalemimin son sahibi. kaybolan ruh yabancı bedendedir, hırsızlık yaşar, yediği yemek içtiği su helal değildir.
duysa biri anlatırım gaib gezintilerimi.
bilmediğimi biliyorum, beceriksizliğimi, son nefese kadar bilemeyeceğimi. yaşadığım gibi öleceğimi biliyorum. ve hiçbir şeyin kayda değer olmadığını. bildiklerim az benim ve bir o kadar itilmiş. seslenirken tanıyorum görüntümü, başka bir yol bulacağım. biliyorum her şeyin bir sebebi var, gerekçesi olmaya da biliyor.

Nietzsche der ki;
"insan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez"

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Acıdan Geç

Bu yazi Sayin Ali Karakus'a aittir, sayfasina asagidaki linkten ulasabilirsiniz.....

.
.
.

Acıdan kaçma. Bir hediyedir o. Paketi açmadan, içindekini görmeden, reddetmemen gereken bir hediye. Okumadan, nasıl hiçbir işe yaramaz diye kitabı bir kenara atabilirsin?

Acıdan kaçma; acıdan geç. Etrafında dolaşıp durma; tam kalbinden geç; merkezinden geç.

Yok sayarak; olanı yok edemezsin. Olmayan bir şeyi var sayarak oldurtamayacağın gibi. Acın varsa vardır; merhamete ihtiyacın yok. Acın büyükse büyüktür; yatıştırıcılardan medet umma. Geçiştirme. Acıyı senden uzağa fırlatarak ondan uzaklaşamazsın. Acıyı zamana yatırarak artık göremeyeceğin kadar küçük parçalara bölemezsin. Zamanda erittiğin acı, zamansız anlarında kaskatı karşına çıkıverir. Kaçtığın her defasında yeniden ve üstelik sen onu hiç beklemeden. Acı acıdır ve acıtır. Acın senindir ve seni acıtır. Öyleyse acının orta yerinde, zihninde dikkatini başka yöne kaçıracak tuzaklara aldanmadan içinde var olanı kabul et ve yaşa; sonuna kadar. Acının hakkını ver. Bu seni şu anın dışında yeni bir acı ve kaçış döngüsü yaratmaktan kurtaran şeydir. Çünkü sen kaçtıkça, o kaçtığın ama tam olarak ne olduğunu bilmediğin şey, en olmadık zamanlarda kafasını çıkarıp sana kendisini göstermek ve senin tarafından kucaklanılmak isteyecektir. (Senin yarattığın senin çocuğundur ve senin sevgini; en azından onun varlığını kabullenmeni ister.) Sen onu görüp varlığını kutsayana kadar acı peşinden gelir. İçinde acı oluştuğu an onu kucakladığında acın sadece tek seferliktir. Artık yarınını kirletmezsin. Bugünün ise geçmişte görmezden geldiğin acılarınla yeterince kirli zaten ve büyük bir temizlik işi seni bekliyor.

Acıyı yaşarken kendini; duygularını, düşüncelerini, bedenini hisset, izle, gözlemle. Bunu yaparken bir şey fark edeceksin; sen bedenin değilsin; sen duyguların değilsin; sen düşüncelerin değilsin ve sen canı, yüreği, içi acıyan değilsin; acıyı yaratan da değilsin; sen acı da değilsin. Sen sadece onunla oynayansın. Sen sadece izleyensin. Aynen bir filmi ekrandan izler gibi kendini izlersin ve aynen bir filmin sadece bir filmden ibaret olduğunu bildiğinde artık filmdeki acının seni acıtmaması gibi senin acın da dağılır. Olsa olsa gerçekte yaşanmadığını da bilsen, filmdeki acının sende çağrıştırdıkları bir parça iç burkar, hepsi bu.

Acı sana kim olmadığını göstermiştir. Acı sana özdeşleştiğin herhangi bir şey olmadığını göstermiştir. Acı sana gerçeğin olduğu yerde sadece dingin ve sınırsız bir mutluluğun hüküm sürdüğünü görme fırsatı yaratmıştır. Hangi acı? Zaten hiç olmayan ve hiç olmamış acı. Çünkü kendi filminin senaristi, yönetmeni, oyuncusu ve her şeyi olarak; sen de zihninde yazdığın senaryoyu, adına "Dünya Hayatı" dediğin toz toprak ekrana yansıtmışsındır yalnızca. Acı yoktur. İçine bakarsan göreceksin. Ya da içine gerçekten bakarsan, mutluluk dışında bir şey göremeyeceksin. İçine baktığında hala acı görüyorsan eğer, gördüğün sen, sen değilsin; o sadece kabuğun. Kabuğun; olduğunu düşündüğün ama olmadığın kişi. Kabuğun senin egon. Kendi yerinde kabuğunu gördüğün her defasında acının daima orada ve var olduğunu sanacaksın. Buna inanacaksın. Oysa acıların sana hala kendini bulamadığını hatırlatacak ve hep yanlış yerlerde aradığını. O yüzden acılarına teşekkür etmelisin. Bir fener olup seni karaya oturmaktan uzak tutacak bir hizmetkar oldukları için. Acılarına teşekkür etmelisin; yalanı gerçeğin yerine koymana izin vermedikleri için ve sahte cennetinin aslında basitçe kendi inşa ettiğin cehennemin olduğunu gösterdikleri için.

Acıdan kaçma; acıdan geç. Bir hediyedir o çünkü. Etrafında dolaşıp durma; içinden geç; tam kalbinden; merkezinden.


Ali Karakuş
http://alikarakus.blogspot.com/

Pazar, Ekim 29, 2006

korkulacak bir şey var

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

Pazartesi, Ekim 16, 2006

/

tedbirlerim
endişelerim
gardlarım
ıvırlarım
zıvırlarım
savunmalarım
başımı kuma gömüşlerim
gidişlerim
"tî" leşmelerim
dönüşlerim
boşluklarım
taşkınlarım
23 senem
nefeslerim
inandığımı sanmışlığım
şikayetlerim
doğrularım
gölgem
gecem
gündüzüm
cümlelerim
zihnim
nefretlerim
ben
zulmüm
cehaletim
varlığım
yokluğum
öncem
sonram
acım
sevincim
mânam
sevgim
aşkım
kaderim
söylenmemişlerim
sölediklerim
kalabalığım
zamanım
ziyanım
içim
dışım
nefesim
ciddilerim
çocukluğum
derdim
coşkum
ben

hiçbir halt olamamışız

ya göğsümde imanım
ya gözümde dünya
yok!!!

mıdır?

gidilmemiş bir yer bulsak da oraya gitsek
söylenmemiş bir söz bulsak da onu sölesek
ya da sölenmemiş olarak kalsa mı???
bak bu da sölendi.

paradoksun bedelini ben öderim.

eksik kalan yanlar ne ile tamamlanır.

ha bir de hissetmediğim bir his mümkünse, acısız.

şimdi efendim bunları kim bulur kim çıkartır ortaya bilemem
konuşacak olanlar kaybolmuşlarsa sölesinler
beraberce
ya gayb oluruz
ya haşroluruz!!!

Pazar, Ekim 08, 2006

beyinsiz

düşünmekten korkan
düşünmez

Çarşamba, Eylül 20, 2006

hikaye

Bu yazi Sayin Ali Karakus'a aittir, sayfasina asagidaki linkten ulasabilirsiniz...
.
.
.

(Zalim Cahil'e sevgilerle)
En sevdiğin, o en olağanüstü şarkının herhangi bir notasının şarkıdan çıkarıldığını ya da yanlış çalındığını düşün. Sen işte o notasın. Hayatın ise o en sevdiğin şarkı. En sevdiğin şarkı; dinlemek istersen seni ve başka her kim dinlemek isterse onu bekliyor. Gül, tüm güzelliği ve olağanüstü kokusuyla senin gelip onu koklamanı, görmeni bekliyor. Gül, sırf senin için böyle güzel. Sen de sırf o yüzden böylesi muhteşemsin ve bilinmelisin. Evet var olman zaten yeterince yeterli; ve evet var olman zaten yeterince büyük bir lütuf. Fakat ilişkiler aracılığıyla kendinden yeni sürgünler vermek, yeni yaşamlar yeşertmek ve o yaşamlarda yer edinmek seni daha da büyütür; güzelliğini besler. Ama bunları hiç yapmamak, hiç yaşamıyormuşçasına yaşamak da seni yok etmez. Sen yok olamazsın. Varsın ve bunun için şükretmelisin. Bunu dostça ve keyifle haykır o halde; "Şu anda, burada ve varım; şükürler olsun."

İstediklerin olur hayattan. Layık olduğun ama bir türlü erişemediklerin. Hazır olduğunu düşündüğün ama uzanamadıkların. Fırsatlar bitti dersin. Kaç kereler hayal kırıklıkları yaşarsın. Dibe vurursun; bitti sanırsın ve sonra dibin dibinin olmadığını da görürsün. Ve sonra dönüp baktığında geriye, hepsi için şükretmen gerektiğini anlarsın; tüm hayal kırıklıkların, acıların, dibe vuruşların, yalnızlıkların... hepsi için. "Seni öldürmeyen şey güçlendirir" der Nietsche ve doğrudur. Sufiler daha çok acı dilerken Tanrıdan; haklıdırlar. Ama idrak en uygun zamanı bekler ve sen de o en uygun zamana yol alıyorsun. Her ne yaşadıysan ve yaşıyorsan hepsinin seni sınırsızca seven bir dost tarafından yollandığını ve birer hediye olduğunu varsay.

Hayatı merak et; hayatı izle; hayatı okumaya çalış, kendini ara ve kendinle tanış. Ama tefekkürle, zihnindeki düşünce kalabalığını birbirine karıştırmadan. Kalabalık yorar insanı ve huzurundan eder. Tefekkür ise sessizliğin içinden, doğru düşüncenin sana akmasına izin vermekle olur. Azgın akan düşünce ırmağında sürüklenerek değil. Aslında yalnızca sessizlikten gelen hediyeler gerçektir; belki düşüncelerle kavgandan, huzursuzluktan yorgun düşüp kendini bıraktığın (izin verdiğin) anlarda gelse bile..

Kalabalıkları ayaklandıran kavgaları dindirmek; içini temizlemek; hızlı yol almak için ağırlıkları terk etmek lazım. En büyük ağırlık da geçmişindir. Onu atmanın yolu da kabullenmek ve affetmektir; hem geçmişindeki kendini ve diğerlerini hem de topyekün geçmişini. Ama zor olan bu değildir. Geçmiş sadece bir hikayedir zira. Senin tarafından yazılmış, uyduruk bir hikaye.

Senin, benim, herkesin hikayeleri vardır. Bunu çok öyle görmesek de herkesin hikayeleri de az çok birbirine benzer. Herkes yapmakta olduğu şeyi yapmaya, hissetmekte olduğu şeyi hissetmeye sebep olarak çok geçerli hikayeler anlatır. Acı ve tatlı, hikayesiz insan yoktur. İşin ilginç tarafı hikayeler gerçek değildir; olanlara, yaşananlara ilişkin bizim cahilce ve zalimce; kısıtlı ve sınırlı yorumlarımızdır sadece. Ancak hikayeye teslim olmak onu gerçek yapar. Çünkü onu olduğu andan çıkarır şimdiye taşır. Oysa hikaye yaşandığı an doldurması gereken boşluğu doldurmuştur; işi zaten bitmiştir; yaşandığı an saygıyla kabullenilir ve gereken ders alınırsa (özünü bilmek için her yaşam hikayesi bir araç, bir yardımcıdır) artık ona bağımlılık güçlenemez. Hikayeni kendine tekrarlayıp onu güçlendirmek yerine onun bir hikaye olduğunu gör...

Hikayelerin geçmişe ait değildir sadece. Hayatında neler olacağını da sen söylüyorsun. Bunu her gün yapıyorsun. Her gün sürekli yeni hikayeler yazıyorsun. Ne yaşayacağını, ne düşüneceğini hatta bunlar olurken ne hissedeceğini bile yazıyorsun. Bu hikayeleri yazarken zihninin savaşta olduğunu görmüyorsun. Oysa zihnin savaşırken maddesel hayatında da savaş ve mücadele hüküm sürecektir. Huzur senden kaçacaktır. Ta ki teslim olana ve artık her ne oluyorsa ona direnç göstermekten vazgeçene, her şeyi ve herkesi kabullenene kadar. Kendine kaybetmiyorsun dedikçe kaybetme korkunu açığa vuruyor ve onu daha da büyütüyorsun; kendine kaybetmişim dedikçe gücünün sorumluluğundan kaçıyor ve kendini güçsüz bırakıyorsun... Hesaplarla yaşamayı bekliyorsan; üzgünüm yaşayamayacaksın. Hayat sürprizlerle doludur ve kaçamazsın. Sadece senden daha büyük bir güç olduğunu bil ve önünde saygıyla eğil ama onun senden çok farklı ya da üstün olmadığını da bil. Hangi tohum ağaçtan daha az bir şeydir ki ve hangi ağaç tohumunu yok etmek ister ki?

Herkes hayatın büyüklüğü ve karmaşası karşısında kendisini aciz hissedip kolay düşüncelere kapılabilir. Hayır! Sen böyle düşünmeyeceksin. Senin yolun değil bu. Sen bu dünyada yaşayacak, bu dünyayı bir nimet olarak kabul edecek, onu sevecek, onun için şükran duyacak ama onun bir hayal, bir oyuncak olduğunu da bileceksin. Hem içinde hem dışında yer alacaksın çemberin. Senin kaderin bu. Acıdan kaçmayacaksın tam da içinden geçeceksin ve onun aslında hiç olmamış olduğunu anlayacak, ondan özgürleşeceksin.

Hikaye dediğin, en nihayet sadece bir hikayedir.

Ali Karakuş
http://alikarakus.blogspot.com/

Pazartesi, Eylül 18, 2006

(.)

.......................
.............................
...............................
............................
.....................
.............................................
..........................................................
..........
...
......
........................
........................................
.
.....................................
................
..................................................
...............
.....................................................
........................
....
.....
.
.
...............................?

Pazar, Eylül 10, 2006

fısır fısır

renklerimi pazarlayamam
sademi de seveceksen
belki biraz...

Cumartesi, Eylül 02, 2006

nefret ediyorum

nefesleriniz kesilince bağırmanızdan bu kadar irkileceğimi tahmin etmezdim
midemi de bulandırdınız
kimse el uzatmasın omzuma
yüzüm geri dönmeyecek
nefret ediyorum!

acımasızlığı herkes tek başına yaşasın da hüngür hüngür ağlasın bir kez en azından
bir kere yüreğiniz yansın hepinizin
bir kere çaresizlikten donsun gözleriniz
merhametim yok
açık ve net
birçoğunuzdan nefret ediyorum!

Cuma, Eylül 01, 2006

âraf

bir soru var cevabını bilmediğim
ve ben o sorunun ne olduğunu bilmiyorum

bir yerde bir boşluk var dolduramadığım
ve ben bu kalabalıkta o boşluğu bulamıyorum

boğazım düğümlendi gün ortasında
ve ben hangi kapıda çözüm yitirdiğimi bilmiyorum

hatırıma küstürdüğüm yol anılarım masamı sallıyorlar
ve ben ilk defa ne yapacağımı bilmiyorum

her noktasına imza attım dünyanın
şimdi o çizgileri düzeltemiyorum

herkes sızlıyor duyuyorum
sonuçsuz kalışlara kayıtsız kalamıyorum

onuncusu sensindir diye sayıyorum kalabalığı
dokuzdan onbire kayıyor hesaplar

içimde yürüyen biri var
suret yok adımlar serbest
gürültüsüz, kararlı
gizli ve inatçı
sorgusuz sualsiz
kim olduğunu sorayım mı bilmiyorum

şimdi gidiyorum
yürürken benden neler dökülecek,
nelerden kurtulacağım bilmiyorum

yaramın nerde olduğunu göremiyorum
sızının nerede başladığını anlayamıyorum
dallarımın arasında kayboldum
kendimin neresindeyim bilmiyorum
âraftayım
!

Salı, Ağustos 29, 2006

"...;.,.,."

gözümü yumamilseydim
ruhum şâd olacaktı

zaman...
şimdi asasım geliyor seni dar ağacına

tadım yok değil
lezzetim kaçtı...

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

gözüm döndü

hey !
kendi kuyuma iniyorum
içeride her ne varsa toplayıp dışarı çıkaracağım
kararlıyım

kuyu başında bekleyip beni yukarıya çekebilecek biri?
ip koparsa el uzatabilecek biri?
çıkardıklarımı benimle sınırsız bir zamanda ayıklayabilecek biri?
uykuya dalarsam başımda bekleyebilecek biri?
uyandığımda etrafı toparlamış biri?

Çarşamba, Ağustos 23, 2006

ne bileyim

ne bileyim Gece Sözü!
anlatırken yorulmadın
hayır hatta huysuzlandın
ben de sıkıldım ki yokum
boğazladık ruhumuzu
ölmüyor benimkisi
sessiz sessiz çırpınıyor
duyurmuyor başkasına
ne kanını ne canını

ne bileyim Gece Sözü!
ayıp mı ki yazmayayım?
okutmasam serde kalır
çalarken hiç utanmadım
ben de koptum ki burdayım
böyle yalan böyle yaban
sineye çekiyom sanma
yine kandırdım kendimi..

Cumartesi, Ağustos 19, 2006

nasıl iş

üstesinden gelemediklerimin
içerisinden çıkmaya çalışıyorum.
fikrimi çekiyorum
ruhum bulaşıyor
ruhumu çekiyorum
cismim bulaşıyor
cismimi çekiyorum
fikrim bulaşıyor
.
hayale dalıyorum
beşeriyetim uyanıyor
elimden geleni yapıyorum
şansım zorlanıyor..

Cuma, Ağustos 18, 2006

ıyy

kendi dağınıklığım içerisinde, başkalarının ardını toplamaktan nefret ediyorum.

Çarşamba, Ağustos 09, 2006

aptl

aptala sormuşlar: "saçmalamakta usta mısın, kalfa mı?
demiş: "canım isterse dış kapının mandalıyım!"

Pazartesi, Ağustos 07, 2006

%0

her şey tatsızlaştıkça gelirse, sofraya kusar nefsim, özür dilerim

Cumartesi, Haziran 17, 2006

hmm

şimdi kalbimi buharlaştırıcam
zehriyle beynimi uyuşturucam...

Pazar, Haziran 11, 2006

var -yok olmak aşkına-

aslında dönmemek üzere gitmek var
hani olur ya bu sefer tutar diye
azimle ısrarla ölüm dilekleri var
ayakaltına kadar inince ruhlar
benim gibi senin gibi herkes gibi
dünyanın dörtbiryanında haykıranlar var

kimse istemedi can ağrısını
zalimin cahilin aptallığı var
belki yüksüz inerdik dünya yüzüne
şimdilerde adem babaya kızgınlığım var
kader...
ben yine sen yine herkes yine
ruhlarını düşürecek çirkefe
hani olur ya bu sefer tutar diye
azimle ısrarla ölüm dilekleri var
hepsi gece sızlıyor
hep gece sızlıyor
gece hep sızlıyor...

Salı, Mayıs 30, 2006

çingene

dayanmasam da olur
çingeneliği ruhumun
sanma muhtaç ölücem
dimdik ve gururluyum
sahipsiz değil bakışları çaresiz gölgelerin
adam değil kalıplara dökülen katılık

dayanmasam da olur
ağlayasım gelmiştir
meyletmişimdir yüksek duvarlarına
sıkıntı sıkıntı sıkıntı
anlamın bu
bu kadar saçma bu kadar gereksiz
anlamım yüce benim
alnım yücelerde
kalbim yücelerde
aziz hilafetimin aziz insanıyım
düş yakamdan çingenelik
düşürmeden, düş yakamdan....

Cumartesi, Mayıs 27, 2006

şâki

ey hayat suçun yok, kahır benimdir
kabahat kimsede değil, ceza benimdir
hamurumdan ayrılmayan zehir benimdir
kötü değil, eğlenceli dünya düzeni
acıyan, acıtan, şâki 'ben'imdir

Salı, Mayıs 09, 2006

mânâ

ne bileyim...
dönüşün var usulca hani beklediğim ama ürktüğüm, bir yandan emin bir yandan tedirgin olduğum...
ne bileyim can sıkmıyor, ne zaman ki fikrime bulaşıyorsun kararıyor dünya. hani hiç olmasan keşke diyorum.vakitlerimle seni sarıp sarmalasam, avucumda biriktirsem diyorum. düşünce şeridine hiç düşmesen sen, tutulamayacak kıvamda yaşasan. konuştukça içimde yankılansan.
gizlemesini iyi bilirim!
sen de gizlesen, isimsizliğimi.
dokunamadan adanabilmeyi öğreniyorum, sen de öğrensen... hiç hesap tutmuyorum, şaşma! seni hayallerime istersem alıyorum istemezsem bırakıveriyorum. kurmuyorum bozmuyorum seni. seni sensizlikle büyütüyorum.
dönüşlerin var ya, ne bileyim can sıkmıyor düşünceme bulaşmadıkça, fikrim çalışmadıkça can sıkmıyorsun. somutuna rağbet etmem, yanlış hesap tutmam bu vakit, ben sana hiç hesap tutmam.
bilmem, yutamayacağım lokmaya rağbet etmem. durmasını biliyorum, susmasını, yok olmasını biliyorum.
bir şey daha öğreneceğim, gözüme ilişiyor çelişkiler.
istemelerimi istememelerimden ayıklamayı, ayıklayamadıklarımı ne yapacağımı öğreneceğim.
öğreneceğim çünki hiç bilemedim, hep yok saydım. yok saydım yok saydırdım kendimi, hep vardım, varlığımla yokluk çizdim ,biçimsizleştim. senin varlığın yokluğumu rahat bırakmıyor. hasretinde değilim yüreklerin, yüreğinin, şefkatinin ve sesinin. öğrenmeyi diliyorum her şeyi bir bir... bu kadar bulanık sularda nasıl kendimi göreceğimi öğrenmeyi diliyorum. gözüm yok gibi kimselerde, gönlüm var elbet.
sana açamıyorum gözlerimi, bilmiyorsun, görsen de anlamıyorsun.
vardın, varsın, tüm anlamınla kucaklamayı dilerdim ruhunu,
mânâsızlaştı sana dair her şey

Cumartesi, Nisan 22, 2006

yok

yoku seveceksin seversen
olmayana adanacak kurbanlar
ellerini açtığında yoka sevineceksin
sadece varlık ağırlık yapacak zulana

Cuma, Nisan 21, 2006

taş-kın

iyi değilim, hiç iyi değilim...

taşıyor denizlerim
taşıyor biriciklerim
biriktirdiklerim
sevdiklerim
birtanemler taşıyor
beni bende anlatanlar taşıyor
acısı bebek ölümü ruhuma
sızlanamıyorum
öylece bakıyorum
taştı dünyam dostlar
taşıyor
benden dökülenleri toplayacak var mı
parçalarımı birleştirebilse biri
ölesim geldi acilen
nefesimi kesse biri
yok öyle biri
dünya!
midem bulandı
biraz uzak dur benden
leşlerini uzağa at
dünya!
iğrendim yüreğinden
lanetleri yüzüme üfledi nefesin
yağmurlar beni de alsın
kolumdan tutup çeksin yiğit bir damla
toprağın derinliklerine

Pazartesi, Nisan 10, 2006

güç

yasaklamayı, yasaklanmayı yasaklıyorum. devrilmesi gibi koca çınarların... ruh ezikliğini yasaklıyorum. anne yüreklerinin korkunç yangınını yasaklıyorum.

yeniden varolmayı, unutmayı, unutmaya çalışmayı, yaşamayı yasaklıyorum. sessizliği yasaklıyorum. leş-leşmeyi,aptallaşmayı yasaklıyorum. zehir dolduranları tüm bardaklara, ellerime kelepçe vuranları, bende her baktığımda irkileceğim iç çekişleri kazıyanları yasaklıyorum.
sizleri yasaklıyorum yaşamdan, düşün istiyorum ayak altına. ağlamayı yasaklıyorum. nefreti öfkeyi kini acıyı yasaklıyorum. dengeleri değiştirenleri öldürücem, kalan aptalları yasaklıyorum. susuşu yasaklıyorum. kalmayı gidemeyişi yasaklıyorum.


yasaklayamadıklarıma neler yapacağımı biliyorum. aynı güç le ezeceğim her bir santimetrekaresini keyiflerinin. hiç zor değil bunu kaldırmak ayağa. içimdeki adamı bir bilseler kaçacak delik arayacaklar. ezdikçe ezileceksiniz, yaktıkça yanacaksınız, ancak o zaman içim sönecek

Pazar, Nisan 09, 2006

sakla

zamansız, göz kırpıyor kapıdan pencereden:) gülümsüyorum, elimde değil. gölgeme muhtaç, gölgesine muhtacım. bakışıyoruz bir süre. o da zarif ben de, sadece birbirimize böyleyiz. hiç renk değiştirmiyor yanımdayken. azcık muhabbet azcık keyif, gece bitiyor. olsun nasılsa bugün bi vakit bitecek ve geceye dayanacak.

siliyorum siliyorum yeniden çıkıyor gün yüzüne kazınmışlar... yok ediyorum varoluyorlar. olsun, sıkmıyor. dedim ya rengi bende saklandı, o da ürküyor ya kaçmıyor, giderken elime bırakıyor tanelerini, ancak sen saklarsın diyor:) inanıyorum, saklıyorum. ben mi? ben gözlerine döküyorum vârımı, sakla diyorum, saklıyormuş. ehl-i keyifim saklandığında, sakladığında, saklandığımızda.

boğulmadan çıkayım...

Cumartesi, Nisan 08, 2006

geçtim

Ey Allah!

yerim nereyse şefkatinle orada besle beni...


soğukmuş sıcakmış fark etmeyecek

yeminler üstüne vurulsun cânım

acımış acımamış fark etmeyecek

soluğum sonsuz kere boşluğa düşsün

boğulmuşum dağılmışım fark etmeyecek

ağlamam söz veriyorum, sızlanmam dilersen

yerim nereyse şefkatinle orada besle beni

Salı, Nisan 04, 2006

fark



"..farkın bu,
aynı renkte demleniyoruz..."



benimle aynı renkte demlenebilir misin?
karışsak bir bardağa sığar mıyız?
neyin kavgası dilindeki?
yüreğimi yüreğinle söndürür müsün?
ağlasam yüzün yanar mı?
gördüğüm kadar kayda değer misin?
ıssız ölsem dağılır kum olur musun?
nesin? kimsin? niyesin?

hiçsin

taşa çaldım ruhumu
rüyaya bırakıyor büyük kararlar
seni dilesem de bulmayacağım
hani bir dilek tut senindir dedin
tutuyorum tutmuyorum değişmiyorum


farkın bu
ışıklı ışıksız yaz kış burdasın
gözlerim değil yaşlarım arıyor eşini
bir damla ben akıtıyorum
bir damla sen akıt
birimizin ellerinde buluşsun yaşlar
bir elini uzat avucuma sar
iki damla bir ele çok mu geliyor
korkum yokluğundandır
ya yoksan diye
ya yoksan...

Cumartesi, Mart 04, 2006

huzur yok

akşam olur sabah olur gün doğar
uyusam mı uyansam mı sen karar ver
ortası sarı kenarı beyaz binbir papatya
yastığım süslü mü süssüz mü bir şans ver
seviyor sevmiyor değil kaderim
beyazıyla sarısıyla demetiyle ver
ümidimi geçmişimi zamanımı
döktüğüm sularımı kuruyan topraklarıma geri ver
bu sabah esinti solumdan yana
bir defa hissime hemen kulak ver
sadece uyumak bazen niyetim
huzuru ne yerde ne gökte buldum
elimde avucumda ne varsa döktüm
ağzımda yudum su, beklemedeyim
dök dersen onu da sana veririm
hani olur ya mutlu olurum
papatyalar bana mı kalsın?
istemiyor içim fikrim cismim
hiçbirşey istemiyor bu sabah gözüm
uyumak uyumak uyumak belki
sessiz gecenin yavrusu günler
sahip çıkamam binbir yetime
al ne varsa bende kalan
yorgan yastık hüzün
ağzımdaki suydu sahip olduğum
döküyorum işte okyanusuna
sende ses yok bende ruh
kimsede can yok
huzur yok

Cumartesi, Şubat 25, 2006

kuytu

söğüdüm, dalımda binbir acı var
başımda eğilmiş türlü sancım var
gönlüm yere bakar gözlerim yere
kuru toprak, acımış su, sessiz ikindi
bende sana bir gölgelik yer kaldı...

gün

bir köy, hani evvel zaman ve mekanda olanlardan değil, "an" da varolan ve yiten türde bir şey bu. geceleri yıldızlar usulca uzanırlarmış göğe, gündüzleri güneş parıldarmış çocuk gözlerde. çimenlerin rengini kıskanır da aynı tonu kök boyalarıyla bulmaya çalışırmış kilim dokuyan anneler. geceler zindan olmaz, gündüzler hüzne boğulmazmış. tarlalar evden uzağa düşmezmiş, birbirleri ile haberleşenlerin sesleri kapı kapı yankılanırmış.
şırıl şırıl çeşme suyu , ayakları ıslak ve çamurlu çocuklar, yokuşta beliren otçul hayvanlar doğan hergüne hasret ve merhamet taşırlarmış. minarede tek ses ezan yıllar yılı acısını kederini dillendirirmiş köylüsünün. hüznü de sevinci de bir yaşarmışlar.

birgün toprak kurumuş gün doğumuyla. ağaçları solmuş suları durulmuş köyün. "... yine de ayrılık, yine de yalnızlık, yürüyorum ben varım kimse konuşmasa da..." mırıldanıyor birisi, aşağı köy yolunda bir yabancı var. inecek yolcusu varmış gibi gürültülü duruşla dünyası homurdanıyor köyün. yolcu bîhaber yolcu bîbaht yolcu yolsuz yürümüş gece boyu, köye anca varmış ertesi güneşle. çeşmeye varmış, hani olur ya ayakları ıslanır diye, ama toprak kuru toprak nankör sadece ayaklarını toza katmış rüzgarla. çıt yok köyde. lanet getirmiş gibi yüreğinde çürümüş bir ağırlık hissetmiş. düşünmemeye gayret ederek bir gölgelik aramış, gözü biryandan etrafta başka bir su kaynağı arıyor.seviyor yalnız yanmayı güneş altında, seviyor yürürken sadece kendi ayak seslerini duymayı,seviyor ağlamayı, olmadığını bilerek bir gölgelik aramayı. yazmayı seviyor kalemi olmasa da toprağa, kuru toprağa, rüzgarla uçuşuveren toprağa.susuzluğa açlığa alışkın, seviyor yoksun kalmayı. sahip olduklarına acıkmayı biliyor,hem de çok iyi biliyor.

Çarşamba, Şubat 22, 2006

zhd

zâhid!
korkma gönül gamlarından
toplanmamış meyvelerin tohumunda bul devânı
şimdi secde gölgesinde duy sesini yaprakların
kevser midir, ağu mudur, iç ne varsa bul devânı
sitem sitem toprak olur gözlerinin ışıltısı
bunca hiçlik, bunca saflık; sana yakışır kokusu
şimdi uzan.. kuru toprak, dikensiz gül, susuz yağmur gönlündeki
huzurunu rüyanda gör, uyan anlat coş bir vakit
her şey gam, herşey boş, hep yalan yeryüzündeki..

Cumartesi, Şubat 18, 2006

sus

şimdilerde susasım geliyor
yok ben konuşmam artık, yüzüm eskidi
bir şart; ben susacağım herkes susacak
bu sefer gücüm yok
düşünmeye bile
üzülmeye de
susmak belki
şeklim kadar ciddiye alıyor hayatımı bu bağ
sevse de sevmese de buradayım vesselam
ben mi dayanırım? onlar mı? kim?
kime ağlayayım bu vakitten sonra
yaa ben kime anlatayım derdimiiii
kimseden birşey dilediğim yok
buna baş eğmeyecek kadar gerçeğim
hayat çizgilerimizi ayırsak ve daha az dokunsak birbirimize
ve hatta sevmesek, nefret etmesek
birbirimizin ceza sahasından ve hatta dünyasından uzaklara bir yerlere gitsek
bu kadar yakınlık eskitiyor yüzümü, bedenimi, ruhumu
incinmiş hayatla incitmekten başka birşey kalmıyor bana
inciniyorum
incitiyorum
sahi, ben böylece ne oluyorum?
alınmıyorum, sekiyorum ama yüz ekşitmiyorum
yok ben konuşmam artık, sustum
bi bilsem bana noluyor???

Cuma, Şubat 17, 2006

şimdi
biraz
huzur